İncek'te bir akademisyen ailesinin dokuz ayı: Bilkent'e on üç dakika, ama hangi şartla

Geçen ağustos İncek'e taşındığımızda eşimle ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk: Bilkent'teki bölümlere on dakika, sessizlik bol, çocuk için bahçe var. Listede yazınca her şey tamam görünüyordu. Dokuz ay sonra o listenin bazı maddelerinin altını çizip bazılarının yanına soru işareti koydum. Bu yazı tam olarak o liste.

Önce şunu söyleyeyim: ikimiz de akademisyeniz. Eşim Bilkent'te, ben TOBB ETÜ'de ders veriyorum. Yani "sabah evden çıkıp kampüse gitmek" ikimizin de günlük gerçeği. İncek'i seçmemizin birinci sebebi buydu, fiyat ikinciydi, manzara üçüncü falandı.

Sabahın mesafe meselesi

İncek'ten Bilkent'e mesafe haritada hiçbir şey. Trafik olmadığında eşim arabaya biniyor, on iki on üç dakika sonra bölümün otoparkında oluyor. Bunu ilk hafta defalarca test ettik, çünkü inanamadık. Ankara'da on yıl Çankaya'da oturmuş, her sabah Kızılay'ın içinden geçerek kampüse gitmiş biri için on üç dakika bir lüks.

Ama bir "ama" var. O on üç dakika 8:15'te çıkarsanız geçerli. 8:35'te çıkarsanız İncek Bulvarı'nın o tek çıkış noktasında, Or-An tarafına bağlanan yerde sıraya giriyorsunuz. Eşim bunu sert şekilde öğrendi. Bir sabah 9:00 dersine 8:40'ta "nasılsa on üç dakika" diye çıktı, 9:05'te derse girdi. O gün akşam sofrada şunu dedi:

İncek yakın değil. İncek erken kalkana yakın. Geç kalkana Çankaya kadar uzak.

Bu cümleyi kafama yazdım. İncek'in mesafe avantajı tamamen gerçek, ama disiplin istiyor. Burada yaşayıp da 8:50'de evden çıkıp rahat olmayı umut ederseniz, şehirden kaçmış olmuyorsunuz, sadece çıkışı tek noktaya sıkıştırılmış bir yere taşınmış oluyorsunuz.

Sessizlik: en sevdiğimiz ve en zorlandığımız şey

Çankaya'daki dairemizde geceleri sokaktan minibüs sesi, üst kattan yürüme sesi, bir yerlerden bir klima dış ünitesinin uğultusu hiç eksik olmazdı. İncek'teki ilk gecemizde uyuyamadım. Sebebi tam tersiydi: hiçbir ses yoktu. O kadar sessizdi ki kulağımda kendi kan basıncımın uğultusunu duyar gibi oldum. Eşim de uyanıktı, karanlıkta "sen de mi" dedi. İkimiz de güldük.

Bu sessizlik akademik iş için inanılmaz bir şey. Makale revizyonu yaptığım o sıkışık iki haftada, kızımız okuldayken evin bana sunduğu o boşlukta, Çankaya'da bir ayda yazamadığımı burada üç günde topladım. Konsantrasyon için bu bölge bir hediye. Sınav haftalarında sınav kâğıdı okumak bile katlanılır hale geliyor.

Zor tarafı şu: bu sessizliğin bir bedeli, hayatın insan kalabalığını da kapıdan dışarı atması. Çankaya'da aşağı inip bir simit alırdım, bakkalla iki laf ederdim, bu küçük temaslar günün dokusuydu. İncek'te aşağı inince araba var, araba yoksa ev var. Spontane hiçbir şey olmuyor. Her şey planlı. "Yürüyüşe çıkayım" dediğinizde de aslında "site içinde tur atayım" demiş oluyorsunuz, çünkü site dışına yürüyerek gidilen pek bir yer yok.

Kızımız ve okul

Sekiz yaşındaki kızımız için en büyük endişemiz arkadaş meselesiydi. Çankaya'da apartmanın altında her yaştan çocuk vardı, kapıyı açıp çıkardı. Burada öyle değil. İlk iki ay kızımız evde dolandı, "burada kimse yok" dedi. Bana kalsa en büyük pişmanlık adayı buydu.

Sonra bir şey değişti. Sitedeki bir veli WhatsApp grubu kurmuş, biz de eklendik. Çocukların cumartesi sabahları sitenin içindeki küçük çim alanda toplanması adet olmuş. Şimdi kızımızın üç sıkı arkadaşı var, üçü de yürüme mesafesinde oturuyor, üçünün de annesiyle babasıyla biz de ahbap olduk. Yani sosyalleşme İncek'te kendiliğinden olmuyor, ama olunca Çankaya'dakinden daha derin oluyor; çünkü herkes aynı tercihi yapmış, benzer hayatlar yaşıyor.

Okul tarafında işler daha karışık. İyi okullar var, ama "mahalle okulu" kavramı buraya pek oturmuyor. Servise binmeyen çocuk için seçenek dar. Biz kızımızı sabah eşimin arabasıyla bırakıp öğlen servisle aldırıyoruz, bu da günün lojistiğini her sabah küçük bir Tetris oyununa çeviriyor. Bir keresinde eşimin bir toplantısı uzadı, ben de ETÜ'de bölüm kurulundaydım, kızımızı servisten kimse alamadı. O gün öğrendik ki burada "komşu çocuğunu alıversin" çözümü için önce o komşuyu tanımanız gerekiyor. Çankaya'da bunu hiç düşünmemiştik, çünkü orada her zaman bir kapı çalınacak biri vardı.

Eksikler, dürüst olmak gerekirse

En çok aradığım şey: yürüyerek gidilen bir kahveci. Sıradan, iyi, ucuz bir kahve içip laptopla iki saat oturabileceğim bir yer. İncek'te kafe var, ama hepsi arabayla gidilen, biraz gösterişli, biraz pahalı yerler. Cumartesi sabahı pijamayla aşağı inip kahve alma fantezimi buraya gömdüm.

İkincisi: alışveriş. Tek bir şey unuttuysanız (mesela maya), o tek şey için arabaya binip gitmek zorundasınız. Çankaya'daki o "iki dakika aşağı inip alırım" rahatlığı yok. Biz şimdi alışverişi haftalık plana bağladık, buzdolabını bir küçük depo gibi yönetiyoruz. Bu aslında akademisyen kafasına uygun, ama ilk aylarda çok unuttuk, çok kızdık.

Üçüncüsü, ve bunu söylemek istemezdim: kış. Ocak ayında art arda iki gün kar yağdı, İncek Bulvarı'nın o tek çıkışı tuzlanana kadar eşim derse gidemedi. O sabah ilk kez "biz ne yaptık" dedik. Sonra geçti, ama her kış o iki gün tekrar gelecek gibi duruyor. Buraya taşınacaksanız, kış lastiğini ve sabırlı olmayı şimdiden bütçeye yazın.

Dördüncüsü, daha sıradan bir eksik: kargo ve tamir. Çankaya'da musluk damlasa karşı sokaktan bir tesisatçı bulurdunuz. İncek'te tesisatçı "yola çıktım" dedikten sonra kırk beş dakika gelmiyor, çünkü gerçekten uzaktan geliyor. Aynısı kargo için de geçerli; bazı firmalar adresi "servis dışı bölge" sayıp en yakın şubeye bırakıyor. Bunları taşınmadan önce hiç hesaba katmamıştık. Şimdi küçük tamirleri biriktirip tek seferde hallediyoruz, evde de basit bir alet çantası bulunduruyoruz; akademisyen olup tornavida tutmayı öğrenmek de İncek'in bana kattığı şeylerden biri oldu.

Peki dokuz ay sonra ne diyoruz

Geçen hafta eşimle bunu konuştuk. İkimiz de aynı yere geldik: geri Çankaya'ya dönmeyiz. Sessizlik, çocuğun bahçede koşması, sabahları o on üç dakikalık erişim, akşamları balkonda hiçbir komşunun gözü üstümüzde olmadan oturmak. Bunlar bizim için aradaki bütün lojistik sıkıntılarından ağır basıyor.

Ama dokuz ay önceki kendime bir cümle söylerdim: İncek'i bir tatil yeri gibi değil, kendi disiplinini kuracağın bir yer gibi düşün. Erken kalk, alışverişi planla, sosyalliği kendin yarat. Bunları yaparsan burası bir akademisyen ailesi için Ankara'da bulunabilecek en iyi yerlerden biri. Yapmazsan, manzarası güzel bir yalnızlık.

Biz yapmayı öğrendik. Geç ama öğrendik.